Coronavirüs aşısı bulundu mu?

Değerli Okuyucularımız,

Yeni tip Coronavirüs pandemisine girdiğimizden beri, halkın büyük bir kısmı virüs hakkında geniş bilgiler edindi ve kişisel önlemler hakkında hem yaratıcı hem de son derece önemli uygulamalar gerçekleşti. Salgın dünya ülkelerinin çoğunda aktif bir şekilde devamlılığını sürdürüyor ve bu safhada artık herkesin belki de en merak ettiği konu Coronavirüs aşısı hakkındaki güncel durum. Bugünkü yazımızda bu konuyla ilgili aktüel bilgileri ve araştırma sonuçlarını sizlerle paylaşacağız. 

Öncelikle neden herkesin yeni tip Coronavirüs aşısını beklediğini anlayalım. Yeni bir virüse karşı duyarlı olan, yani bağışıklığı olmayan bir toplumun salgını atlatabilmesi için bağışıklık kazanması gerekir. Bunu elde etmenin en bilinen iki yolu vardır;

Birincisi virüsün kendisiyle enfekte olursunuz ve hastalığı atlatmanızla birlikte doğal yollardan bağışıklık kazanırsınız. İkincisi ise virüse karşı bağışıklık kazanmanızı sağlayacak aşıdan faydalanıp, enfeksiyona kapılmadan bağışıklık kazanırsınız.

Yeni tip Coronavirüs ile ilgili toplumsal bağışıklık kazanmamız için toplumun %60’ının enfeksiyonu geçirmiş ve bağışıklık kazanmış olması gerekmektedir. Güncel Corona tablomuzda; Türkiye’de Corona virüsü ile enfekte olan ve tespit edilmiş vaka sayısı 154.500 (22.05.2020) olarak görünmektedir. Geçerli kaynaklara göre bilinmeyen vaka sayısı 10 misli olarak kabul edilirse, şu an toplam 1.545.000 kişinin bağışıklık kazandığı tahminini yürütebiliriz.

Türkiye’nin toplumsal bağışıklık kazanması açısından en az 49.892.998 insanın enfeksiyonu geçirmiş olması gerekmektedir. Bu hesaplamanın ayrıntıları için ‘Bu Pandemi Ne Zaman Biter?’ başlıklı blog yazımızı okumanızı tavsiye ederiz. Yani anlaşılan, aynı hızla ve doğal yollardan bağışıklık kazanmaya devam edersek bu süreç epey zaman alacaktır. İşte bu nedenle etkili bir aşının bulunması ve üretilmesi ümitle bekleniyor, birçok kuruluş ve ülke tarafından da maddi olarak destekleniyor. 

Bağışıklık nedir? 

Bünyemizdeki bağışıklık sistemimizin Coronavirüs gibi yabancı mikroplara karşı bağışıklık sağlayan kısmına ‘edinilmiş bağışıklık sistemi’ adı verilir. Bağışıklık sistemimizin bu kısmı, vücudumuza giren mikroorganizmaları (örneğin virüsleri) tanımlar ve yüzeylerinde bulunan proteinleri (antijenleri) okur. Ardından virüsün bu antijenlerine yapışan ve virüsü nötrleştirici özelliği olan antikorlar üretir ve bunların sayesinde bağışıklık sistemi hücreleri virüsü etkisiz hale getirir ve imha eder.

Bağışıklık sisteminin bazı  hücreleri ayrıca imha ettikleri virüslerle ilgili yüksek miktarda antikor üretir ve bunları salgılar. Ve böylece örneğin Coronavirüse karşı özgül ve kalıcı bir bağışıklık kazanılmış olur. 

Aşıların etki mekanizmaları da vücudumuzun bu muazzam çalışma sistemini temel alır. Peki nasıl? Aşılara bağışıklık kazanılmasını istenilen mikroorganizmaların (virüs, bakteri) bilgileri yüklenir. Bunu yapmanın iki yolu vardır: Canlı aşı ve ölü aşı.

Canlı olarak adlandırdığımız aşılar hastalığa neden olan yabancı bakteri ya da virüsün laboratuvar koşullarında zayıflatılması ile elde edilir. Yani vücut, hasta edici özellikleri azaltılmış olan mikroplarla temasa girer ve bu şekilde bağışıklık kazanır. Ölü aşılarda ise bir takım alt kategoriler sayılabilir ama buradaki en önemli bilgi, aslında bu kategorideki aşıların içerisindeki mikroorganizmaların artık üreme yeteneğine sahip olmamasıdır. 

Vücut her iki aşı türünde de yukarıda belirtilmiş şekilde hastalığa karşı özgül bir bağışıklık kazanır ve bu bağışıklık bir müddet etkinliğini korur. Kimi aşılar sayesinde bağışıklık bir ömür boyu sürer, kimilerinde ise bağışıklığı devamlı kılma amaçlı aşılar belli süreler içerisinde tekrarlanmalıdır. 

Bunların yanı sıra şimdiye kadar hiç denenmemiş bir aşı türü daha var: RNA aşısı. Bu aşı türünün özelliği, virüsün üzerinde bulunan antijenleri kodlayan nükleik asit molekülünü içermesidir. Bu RNA molekülü bağışıklık sistemi hücrelerinden emilir ve (normalde virüsün kendi üzerinde bulunan) antijenler bu kez kendi vücut hücrelerimiz tarafından genetik bir kopyalama sayesinde üretilir ve bağışıklık sistemindeki diğer hücrelere sunulur. Onlar da, yine bu antijenlere karşı antikorlar üretir. Vücut bu şekilde bağışıklık kazanır. RNA aşı konsepti günümüze dek uygulanmamıştır ve denenmemiştir. 

Coronavirüs ailesine ait Yeni tip virüsün küresel bir salgına yol açacağı anlaşıldığı tarihten itibaren SARS-CoV2 virüsüne karşı bağışıklık sağlayabilecek bir aşı bulmak için neredeyse 120’yi aşkın araştırma projeleri başlatıldı. Ve…

Coronavirüs aşısı bulundu!

Evet, doğru duydunuz. Coronavirüs aşısı bulundu! Daha doğrusu, AŞILAR bulundu. Hem de bir sürü! Ama neden kurtuluşumuzu kutlamadık?

Çünkü evet, neredeyse 120’yi aşkın bilimsel çalışmalarda yüksek sayıda aşı fikirleri üretildi ve aşılar yapıldı ancak bunların hangileri gerçek anlamda bağışıklık kazandırır ve toplum sağlığı programlarına entegre edilebilir, bunu ancak zaman gösterebilir. Zaman gösterebilir çünkü yeni üretilen bir aşının, toplum sağlığına sunulması için geçmesi gereken deneyler vardır.

Yeni ilaç ve aşıların denendiği üç hatta dört aşamalı bu test dönemleri ise başta hayvanları, sonra küçük insan gruplarını, ardından ise daha büyük bir kitleyi kapsayan evrelerden oluşmaktadır. Bu evrelerin test süreleri de kademe kademe yükselir ve en son olarak aylar hatta seneler süren deneme süreçleri ortaya çıkar.

Tüm bu önlemlere rağmen, geçmişimizde testleri geçmiş olup onaylanan ilaç ve aşıların daha sonra beklenmedik bir şekilde ortaya çıkan yan etkileri sebebiyle piyasadan geri çekildiği ya da değiştirildiği görülmüştür. Ama günümüzde bulunmuş olunan Corona aşılarına dönecek olursak, bir çoğu şu an ilk testleri geçmiş durumdadır ve olumlu sonuçlar sergilemektedir. Sizlerle günümüzdeki aşı araştırmalarında öne çıkan iki farklı aşı modelinin özetini paylaşmak isteriz: 

1.Coronavirüs RNA aşısı

Birçok ilaç firmasının uzun yıllardır hedeflediği RNA aşı türleri tamamen yeni bir sistem olmakla beraber, henüz deneyimimizin aslında çok az olduğu bir alandır. RNA aşıları başta kanser aşıları olarak düşünülmüş olsa da SARS-CoV-2 salgınının baş göstermesiyle birlikte, Coronavirüsü de baz alan araştırmalar başlatılmıştır. Projelerin bazıları ilk deneyleri geçmiş olmakla birlikte önümüzdeki süreçte gittikçe daha yüksek sayılarda insan üzerinde denenecektir. RNA aşılarının üretimi diğer aşı tiplerine göre çok daha az zahmetlidir. Kısa sürede çok miktarda aşı üretimi mümkündür.

Fakat RNA aşılarının üretimi hakkında bilgi sahibi olan enstitü ve ilaç firmalarının sayısı kısıtlıdır ve aşıların üretimi için gerekli olan altyapı ne yazık ki yaygın değildir. Yeni bir teknoloji olmasıyla birlikte, bu aşıların üretimi için yüksek yatırımlar gerekmektedir. Bu, ilaç firmaları ve farklı kurumlar tarafından yapılan yatırımların boşa gitmemesi, aşının piyasaya sunulması ve büyük bir kitleye ulaşması açısından ciddi baskılara sebep olabilecektir. RNA aşılarının uzun vadeli etkileri hakkında tahminler yürütmek kısmen mümkün fakat gerçekteki tabloyu ancak 20-30 sene içerisinde görmek mümkün olacaktır

2.Coronavirüs Ölü Aşısı

 Yeni tip SARS-CoV-2 salgınına karşı üretilen aşıların bir büyük kısmı ölü aşı prensibine dayanarak üretilmiştir. Bunlardan bazıları başarıyla hayvan deneylerini geçmiş ve deneylerde aşı sayesinde virüsü tamamen nötrleştiren bir antikor üretimi görülmüştür. Böylece üretilen aşılar hayvan deneylerinde yüksek derecede etkili olmuştur!

Şimdi ise insan deneyleri aşamasında bulunan bu aşı tiplerinin göstereceği sonuçlar merakla beklenmektedir. Ümit veren bu SARS-CoV-2 aşı projelerinin bazıları çok eskiye dayanan ama yüzbinlerce kez denenmiş eski bir yöntemden yola çıkmaktadır. Ölü aşı, asırlara dayanan bir aşı prensibidir ve dünyada ilk üretilen aşılar da bu mantığa dayanır.

Günümüzde hem veterinerlikte, hem insan sağlığında kullanılan ölü aşılarını üretmek oldukça kolaydır ve defalarca denenmiş olduğu için konu hakkında bilgi sahibi olan enstitüler ve ilaç firmaları sayıca çoktur. Ölü aşıların üretim süresi diğer aşılara göre (çünkü mikroorganizmayı etkisiz hale getirme işlemi ekleniyor) daha çok zaman almaktadır. Ancak ölü aşı üretimi için gerekli altyapı neredeyse dünyanın bütün gelişmiş ve az gelişmiş ülkelerinde mevcuttur.

Dolayısıyla bu tipteki aşıların piyasaya sürülmesi durumunda, dünya nüfusuna yetebilecek miktarda aşı üretilme imkanı vardır. Aşılar ithal edilmemek üzere, birçok ülkede üretilebilecektir. Başka enfeksiyon hastalıklarını da önleme amacıyla üretilen ölü aşıların uzun süreli (30-50 sene) test deneyleri de daha önce yapılmıştır. Buradaki en önemli unsur ise, aşılarda baz olarak kullanılan taşıyıcı maddeler konusunda da birçok deneyimlere sahip olmamızdır. 

Hangi aşı projesi ‘kazanacak’?

Dünya Sağlık Örgütü’nün ve Bill & Melinda Gates Vakfı’nın da dahil olduğu bu araştırma kargaşasında ilk günden beri büyük bir rekabet ve yarış söz konusudur. Normalde aşıların üretilmesi, test edilmesi, onaylanması ve piyasaya sunulması seneler sürmektedir.

Yeni tip Coronavirus için bu süreci kısaltmanın yolu, birçok işlemin eş zamanlı başlatılmasıdır. (Örneğin aşı henüz laboratuvar aşamasındayken, ruhsat başvurularının başlatılması, gerekli alt yapılarının (üretimhanelerin) inşa edilmesi vs.). Nihayetinde piyasaya sürülecek olan aşının dünya nüfusunun büyük bir kısmına uygulandığını farz edeceksek, buradan kazanılacak olan prestij ve paraların etkisi çok büyük olacaktır. Ancak ilaç sektörü serbest bir piyasa olduğu için, deneyleri başarıyla geçen tüm farklı aşıların büyük bir kısmının da piyasaya sunulacağı tahmin edilmektedir.

Ülkelerin hangilerinde hangi aşıların toplum sağlık programlarına dahil edileceğine, -diğer aşılarda olduğu gibi- ya hükümet bazında karar verilecektir ya da doktorların ve hastaların tercihine bırakılacaktır. Bu durumda hükümetlerin, doktorların ve belki de aşı yaşına gelmiş tüm vatandaşların ciddi bir reklam politikasına maruz kalmaları yüksek olasılıktır. Aşı yaşından da bahsetmişken, aslında kimlere aşı vurulup kimlere vurulmayacağı konusuna da açıklık getirmek gerekir. 

Aşı kimlere vurulacak?

SARS-CoV-2’nin sebep olduğu COVİD-19 hastalığının vaka tablosuna bakıldığında, ileri yaştaki hastaların yüksek risk altında olduğu aşikardır. Kronik hastalıkları olan vakaların enfeksiyonu daha zor atlattığı hatta ölümcül risk altında olduğu da bilinmektedir.

Bu mantık çerçevesinde ilk düşünce olarak aşıların bu grup hastalara yapılması hatasına düşülebilir. Ancak yüksek bir ihtimalle düşünülenin aksine, SARS-CoV-2 aşısı bağışıklık sistemi dinamik ve hızlı çalışan orta ve genç yaşlardaki toplum üyelerine vurulması ön görülecektir. Bunun sebebi de şudur: İlerlemiş yaşlardaki hastaların bağışıklık sisteminin zayıf çalışmasından dolayı, tek doz aşının yetmeyeceği ve üstelik aşı başına dozajın yüksek olması gerektiği düşünülmektedir. Böyle bir hasta kitlesine bağışıklık kazandırmak için muhtemelen 2-3 aşı seansı uygulanmalıdır. Bu da bağışıklık kazanma süresini elbette uzatır.

Diğer yandan kronik hastalık oranı yüksek bir kitleye, bünyeyi zorlayabilecek, olası yan etki yaratabilecek yeni bir aşıyı uygulamak onları korumak bir yana zarar görmelerine bile sebep olabilir. Dolayısıyla tahminlere göre, yeni coronavirüs aşısı genç ve sağlıklı insanlara uygulanacaktır. Onların kazandığı bağışıklık sayesinde toplum bağışıklığı elde edilip, yaşlılar ve çocuklar korunabilecektir. Ancak piyasaya yeni sürülen aşıların uzun vadeli yan etkileri olacak mıdır ve olacaksa ne şekilde kendini gösterecektir, bu sorunun cevabını bilmek araştırmaların şimdiki aşamasında zordur.

Halk sağlığı açısından, düşük risk barındıran aşılara yönelmek, bunları iyi araştırmak vicdanen ve etik açıdan son derece önemli olacaktır. Söz konusu; genç nesillerimizin ve hepimizin sağlığı olduğu için aşı geliştirme ve uygulama aşamaları dikkatle ve titizlikle yürütülmelidir. 

Biyofrekans Sistemleri Eğitim ve Araştırma Şirketi adına

Dr. Lâle Yasemin Lehmann

İlginizi çekebilir: Alerji mi Corona mı?
Blog yazılarımızdan anında haberdar olmak için email bültenine aşağıdaki forma email adresinizi girerek ücretsiz abone olabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.